Ben olmayınca bu güller bu selviler yok
Kızıl dudaklar mis kokulu şaraplar yok
Sabahlar akşamlar sevinçler tasalar yok
Ben düşündükçe var dünya ben yok oda yok...

Gelip de eskiyenler, yeni gelenler
Hepsi gider bugün yarın, birer birer,
Kimselere kalmamış bu eski dünya
Kimi gitti gider, kimi geldi gider...

10 Kasım 2011 Perşembe

CUMHURİYET KUTLAMALARI - KAŞ 2010

 
     En güzel bayramımız CUMHURİYET BAYRAMImızın belkide en coşkulu, en keyifli kutlandığı KAŞ. Yıllardır Antalya'da her sene niyetlenip de bir türlü gidemediğimiz Kaş Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına motosikleti de bahane ederek katılmak için bu sefer kolları sıvadık. Özgür'ün de işlerini ayarlaması ve 29 Ekim'in Cuma gününe denk gelmesini fırsat bilerek Kaş yollarına düştük

      Tüm planlamalara rağmen o gün hava durumu yağmur verdiği için birçok arkadaşımız gelmekten vazgeçince Özgür ile vazgeçmeyerek hazırlığımızı tamamlayıp yağmurluklarımızıda alıp çıktık yola. Bu eşimin ikinci motosiklet seyehati olacağı için O'da bende çok heyecanlıydık. Sağolasın Dr.Hüseyin arkadaşımda bize son dakikada dahil olarak çıktık yola...
   
      Kaş Antalya arası yaklaşık 195km, fakat bence Türkiye'deki en keyifli motosiklet rotalarından birtanesi. Herzamanki gibi ilk mola Olimpos kavşağında; çaylar, sigaralar, kahkahalar... Şansımız yanımızda; yağmur önümüzden yolları bizim için temizliyor ve daha bir damla yağmur yemedik, gelmeyen arkadaşlarımız çatlasın   :) diyerek yola devam...






 
                                          İkinci durağımız Kumluca tepeleri, sigara nolası...


      

 
     Yemek molası Demre Çayağzı... Sevgili Metin Abimizin çok keyifli bir restoranı var. Deniz balıkları ve ev köftesi, müthiş salatalar, heleki sohbet nefis..          

                           
                                   
                                       
                                     
                                                                                                     

   
      Akşam günbatımında Kaş'tayız. Tepede bir seyir molası hemen otelimize geçip hazırlanıyoruz ve doğruca coşkulu CUMHURİYET KUTLAMALARI na dahil oluyoruz.Otelden ayrılır ayrılmaz yan otelin otoparkında Antalya'dan o zamanlar Karadeniz turları sonrasında yeni tanıştığım sonradan birlikte hem çok yol yaptığımız hemde abi kardeş olduğumuz Ertuğrul ve Almanya'dan gelen kardeşi sevgili Harun'un motorlarını görüp hemen buluşuyoruz. Onlarda yağmurdan dolayı kimse gitmiyor diye bizden hemen önce çıkmışlar yola ve yemişler güzelce yağmuru...

 
     Kaş Cumhuriyet kutlamaları bir başka oluyor. Coğrafik yapısı gereği savaşın bittiği haberi Kaş'a 3 gün sonradan gelmiş ve tabi Cumhuriyetin ilanı da. Komşu Meis Adası sakinleri ve protokolüde her kutlamaya katılıyor, bizlerle birlikte eğleniyorlar. Tüm restoranlar meydana masaları kuruyorlar ve yaklaşık 5000 kişi ile çok güzel bir gece düzenleniyor. Birde Kaş doğası ve havası buna eklenince öyle keyifli oluyor ki anlatamam. Daha gecenin başında bunu geleneksel hale getirme kararı alıyoruz eşim ile. Nitekim 1 yıl sonra 2011 kutlamalarına yine busefer daha kalabalık geliyoruz Kaş'a ve öyle güzel dostlar ile tanışıyoruzki değmeyin keyfimize...

 
 
  
 
      Ertesi sabah güzel bir kahvaltı sonrası kısa motosiklet gezisi için Ertuğrul ve Harun ile buluşuyoruz ve yolumuz Patara...

 
      İlk durak Kaputaş plajı; Türkiye'nin en güzel ve çekici plajlarından. Kaş ile Kalkan arasında 17. km de yer almakta. Dünya'da pek eşine rastlanmayan bir tür kanyon ağzı plajı olan Kaputaş Plajında turkuaz renk en belirgin güzelliği;  yerin altında akan sular kıyıda kumlar ve çakılların arasından süzülerek denize bu doğal rengini ve serinliğini veriyor. Mavinin her tonunu bu plajda rahatlıkla görebilirsiniz. Plaj kum ve çakıl taşlarından oluşmakta ve denizin dalgaları ile çakıllar size adeta masaj yapar gibi gelecektir.


      İkinci durak Patara plajı. Patara antik kenti yakınında bulunan bu kumsal çevredeki en uzun ve görkemli kumsaldır. 12 km uzunluğundaki kumsa 200-300 m derinliğe sahiptir, kumu incedir, deniz ise sığdır. Hemen hemen hiç durmayan rüzgar nedeniyle rüzgar sörfü ve uçurtma severler için uygundur. Deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanı olduğundan koruma altındadır.Patara plajı genişliği ve uzunluğu nedeniyle yeşilçam filimlerinde çöl sahnelerinde fon olarak da kullanılmıştır. Patara antik kenti Likya birliğinin başkentliğini yapmıştır. Likya birliğinde 3 oy hakkına sahip altı kentten en önemlisidir ve İskender'in kuşattığı kentler arasındadır.Patara Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas'ın doğum yeri sayıldığından Hristiyanlarca da önemlidir. Bugün antik kentin büyük bölümü kumlar altındadır.


 
     Yol arkadaşlarımız ile Patara'da ayrıldıktan sonra Özgür ile gezimize devam ederek bir gece daha kalmaya karar verdik. Ve 150-200 sene önce Meis adasından gelen tüccarların kurduğuna inanılan Kalkan Beldesine uğruyoruz. Beyaz duvarlı evleri ile meşhur Kalkan  1920 li yıllara kadar Kalamaki adıyla anılan eski bir Rum balıkçı köyü. O zamandan geriye kalan köyün kilisesi bugün cani olarak kullanılmaktadır. İngilizler başta olmak üzere yoğun bir yabancı nüfus ile hızla gelişmekte olan şehir hala eski dokusunu koruyabilmiştir.


 
      Akşam saat 5 gibi tekrar Kaş'a dönüyoruz ve hedef mükemmel günbatımı ile Çukurbağ yarımadası. Fazla söze gerek yok...

 
     Otelimize dönüp biraz dinlenip hemen yeniden Kaş gecelerine dahil oluyoruz, güzel balık ve rakı şarap ile tüm yorgunluğumuzu atıp keyifleniyoruz.

 
      Sabah hazırlanıp dönüş yoluna düşüyoruz ama uğranacak yerler var. İlk durak Kaleköy-Üçağız ve Kekova... Üçağız eski adı ile Theimussa üç tarafı denizle çevrili 10 kadar resoran ve pansiyonun bulunduğu şirin samimi bir yerleşim, tarihi M.Ö 4. yy dayanıyor ve daha çok mezar kalıntıları ve deniz içerisinde kalan sur parçaları ve kendin doğusunda kayalar içine oyulmuş iskelesi var.Kaleköy eski adıyla Simena bir yarımada ve tekne ile ulaşım sağlanabiliyor ve karşısındaki Kekova adasında bulunan batık şehir ve antik kalıntıları ile görülmeye değer. Kekova 2.yy da depremlerle yok olan antik Dolkisthe kenti batıklarıyla ünlü. Bizans döneminde yeniden kurulsa da Arap istilaları ile gelişimine devam edememiş. İtalyan işgali sonrasında adanın hangi ülkeye ait olacağı Türkiye ile İtalya arasında uzlaşılamamış ve 1932 yılında yapılan antlaşma ile Türkiye'nin olmuş!!!



                                           Keyifle kahvelerimizi içip yolumuza devam ediyoruz...



   Sırada Demre St. Nicholaus kilisesi var. Demre eski adıyla Myra tarihi M.Ö 5 yy dayanmakta, Bizans döneminde önemli  bir idari ve dini merkez olmuş. Piskopozluk merkezi olan Myra'da  St. Nicholaus 4. yy başlarında piskopos olarak görev yapmış,halka kendini sevdirmiş, inancı uğruna acılar çekmiş; o zamandan sonra hep hac ziyareti yapılan bir yer olmuş Myra.


















    Ve akşam saatlerinde yine şehrimize dönüyoruz. Çok keyifli, coşkulu Cumhuriyet kutlamaları ile doğa tarih ve keyif birleşiyor ve çayımızı yine o güzel Antalya sahilinde yudumluyoruz...Seneye 29 Ekim'de tekrar görüşmek üzere Kaş...










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder